Ülkemizde İstiklal Savaşı ve Milli Mücadele gündeme geldiğinde farklı ideolojik çatılar altına toplanan, ayrı görüşlerin mensubu olan kesimlerden dinleyeceğimiz bir takım yorumlar muhakkak vardır. Zira sosyo-kültürel, ekonomik, ideolojik farklılıkları olsa da bu denli mühim ve umumî bir konuda halkımız fikir sahibidir.
26 Ocak, Milli Mücadele’nin yitik mimarlarından birinin 64. vefat yıl dönümüydü. 1918’de Kafkas Harekâtı’nda başarılı olan, Türk ordusunu sınır ötesi operasyonlarda muvaffak kılan, Doğu’daki şehirleri kurtarmak ve oraya gidebilmek için herkesi karşısına alıp yalnız kalan, Erzurum Kongresi’ni düzenleyen, meclisin kurulması esnasında Doğu illerindeki Ermeni katliamına kayıtsız kalmayıp bölgeye giden (Resmî görev gecikince kendi insiyatifiyle gitmiştir.), Kars’ı Ermeni baskınlarından kurtaran… Bütün bunların ardından giderek ötekileştirilen ve çok istediği hâlde Lozan’a gönderilmeyen; ömrünün sonlarına doğru evi defalarca basılıp sakladığı bütün hatıraları, mektupları, günlükleri, telgrafları vb. toplatılan bir kahraman: Kâzım Karabekir.
Hani isimsizliğinin kimsesizliğine, yitikliğinin belirsizliğine razı olan kahramanlar vardır ya… Öte taraflarında durup hiçliğini görkemli bir ihtişama büründüren kahramanların (!) fon karakterlerine dönüştürülürler. Bize düşen bir vebal var burada.
Kâzım Karabekir’in tanınıp tanınmaması ya da hatırlanıp hatırlanmaması neden bu kadar önemlidir? Aklımızı, yüreğimizi ve vicdanımızı şu mısralara açalım; ta ki sonuna kadar:
“…
Ne hüsrandır ki: Şark'ın ben vefâsız, kansız evlâdı,
Seraba Garb’a çiğnettim de çıktım hâk-i ecdâdı!
Hayalimden geçerken şimdi, fikrim herc ü merc oldu,
Selahaddin-i Eyyubi'lerin, Fatih'lerin yurdu.
…” (Mehmet Akif Ersoy)
Safahat Şairi, lirizmin derinliklerinde seyr ü sefer eylediği Bülbül şiirinde aslında bir otokritik yapmıştır. Şiirin bu bölümünde nazarları dikkate davet eden husus, vefadır. Toprak parçasını yurt eyleyen ecdâda vefa…
Selahaddin Eyyübi’lerin, Fatih’lerin, Abdülhamit’lerin… Menderes’lerin, Yazıcıoğlu’ların, Hrant Dink’lerin… Türk’lerin, Kürt’lerin, Arap’ların, Laz’ların… Ve de Kâzım Karabekir’lerin yurduna vefa…
Bir ahdimiz var ki Kâlû Belâ’da, bütün vefa borçlarımızın mührünü orada basmışız.
***
Kitaplarda yeterince kendisinden bahsedilmeyen, ömrü boyunca ettiği üstün hizmetlere karşın paramparça tarih kalıntıları arasında esamesi okunmayan bir Milli Mücadele kahramanıdır Karabekir. Merhametiyle, yardımseverliğiyle, insaniyetiyle, inancıyla ayrı bir analiz konusudur.
Yakılan hatıraları ise Türkiye Tarihi’nin eksik parçalarıdır ki yapboz nasıl tamamlanır, bir muamma.
Gelin biz yine Osman’ların, Fatih’lerin, Vahdeddin’lerin vefakâr torunları olalım da Karabekir Paşa’yı ve diğer bütün hakikatleri anlamaya çalışalım; ruhuna bir Fatiha hediye etmekle işe başlayalım.
Vefa ile anınız, anılınız.
(Not: Kâzım Karabekir ile ilgili ayrıntılı bilgi için Tarihçi-Yazar Mustafa Armağan’ın çalışmalarına bakabilirsiniz. http://www.mustafaarmagan.com.tr/ )